İçeriğe geç
SD Medya 724

Yaşama kolaylık, gökyüzüne eğlenceli bakış

İlişkiler

Ebeveyn ile Yetişkin Çocuk Arasında Sınır Kurmak

Yetişkinlikte aile ilişkisi kendiliğinden yeni bir düzene geçmez. Sınırın ne olduğu, nasıl ifade edildiği ve nasıl sürdürüldüğü üzerine pratik bir rehber.

Selin Yalçınkaya 4 dk okuma

Bir insan yetişkin olduğunda annesiyle babasıyla ilişkisi kendiliğinden yeni bir düzene geçmez. Çocukluktan kalan roller, alışkanlıklar ve konuşma biçimleri çoğu zaman olduğu gibi devam eder. Otuz yaşındaki bir insanın hâlâ hangi işe gireceği, kiminle görüşeceği ya da evini nasıl düzenleyeceği konusunda hesap vermek zorunda hissetmesi bu yüzden yaygındır. Sınır kurmak, bu düzeni yeniden ayarlama çabasıdır.

Sınır ne değildir

Sınır kurmak, ilişkiyi kesmek ya da mesafeyi soğukluğa çevirmek değildir. Tam tersine, ilişkinin sürdürülebilir olmasını sağlayan şeydir. Sınırsız bir yakınlık zamanla birikmiş bir kırgınlığa dönüşür ve genellikle ani bir kopuşla sonuçlanır. Net sınırları olan bir ilişkide ise taraflar birbirine daha rahat yaklaşır, çünkü nereye kadar gidilebileceği bellidir ve kimse sürekli tetikte durmak zorunda kalmaz.

Sınır aynı zamanda karşı tarafı değiştirme girişimi de değildir. Bir sınır, "sen şunu yapma" demekten çok "ben şunu yaparım" demektir. Annenizin belli bir konudaki yorumlarını durduramayabilirsiniz, ama o konu açıldığında konuşmayı nasıl sürdüreceğinize karar verebilirsiniz. Kontrolün sizde olan kısmına odaklanmak, sınırın hem uygulanabilir hem de daha az çatışmalı olmasını sağlar.

Hangi alanlarda sınır gerekir

Sınır ihtiyacı genellikle birkaç ortak alanda ortaya çıkar. Bunların başında para gelir; borç istemek, borç vermek ya da harcamalar hakkında yorum yapmak sık gerilim kaynağıdır. İkincisi zamandır: ne sıklıkla ziyaret edileceği, tatillerin kiminle geçirileceği, habersiz gelinip gelinemeyeceği. Üçüncüsü kişisel kararlardır; kariyer, ilişkiler, çocuk sahibi olma ya da olmama. Dördüncüsü ise torunlar üzerinden yürüyen ebeveynlik tarzı tartışmalarıdır.

Bu alanların hepsinde aynı anda düzenleme yapmaya çalışmak zorlayıcıdır. Bir seferde tek bir konuya odaklanmak daha gerçekçidir. En çok yıpratan alanı seçip oradan başlamak, hem enerjinin dağılmasını önler hem de küçük bir başarı kazanıldığında diğer alanlar için güven oluşturur.

Sınırı ifade etme biçimi

Sınır konuşması, tartışmanın kızıştığı anda yapılmaz. Sakin bir zamanda, yüz yüze ya da telefonda, kısa ve açık cümlelerle kurulur. Uzun açıklamalar ve gerekçe listeleri genellikle işe yaramaz, çünkü her gerekçe tartışmaya açılacak yeni bir kapıdır. "Bu konuyu konuşmak istemiyorum" cümlesi, neden istemediğini uzun uzun anlatan bir paragraftan daha etkilidir.

İfade ederken suçlayıcı bir dilden kaçınmak da önemlidir. "Sen hep karışıyorsun" gibi bir başlangıç savunmaya yol açar. Bunun yerine kendi tarafınızdan konuşmak, karşı tarafın kendini savunma ihtiyacını azaltır. Ardından somut bir talep eklemek gerekir; genel bir şikâyet değil, uygulanabilir bir istek. Belirsiz sınırlar uygulanamaz, çünkü ne zaman aşıldığı belli olmaz.

Söylemekle uygulamak arasındaki fark

Bir sınırın gerçek gücü, dile getirilmesinden değil sürdürülmesinden gelir. Bir kez söylenip sonra istisnalarla delinen sınır, ilk halinden daha zayıf bir konuma düşer. Çünkü karşı taraf, ısrar edildiğinde sınırın esneyeceğini öğrenir. Bu yüzden koyulan sınırın gerçekten sürdürülebilir olması, yani sizin de uygulamakta zorlanmayacağınız bir ölçüde olması gerekir.

Sürdürmek çoğu zaman büyük bir çatışma değil, küçük ve tekrarlayan bir kararlılık gerektirir. Aynı konu her açıldığında aynı sakin cümleyle karşılık vermek yeterlidir. Tartışmaya girmeden konuyu değiştirmek, gerekirse görüşmeyi kibarca bitirmek de bir uygulama biçimidir. Zamanla tekrar, tartışmadan daha ikna edicidir.

Suçluluk duygusuyla baş etmek

Sınır koyan kişilerin çoğu, ilk aşamada belirgin bir suçluluk hisseder. Bu duygu, sınırın yanlış olduğunun değil, alışılmış bir düzenin değişiyor olmasının işaretidir. Uzun yıllar boyunca ebeveynin isteğine uymanın normal kabul edildiği bir ilişkide, ilk itiraz doğal olarak rahatsız edicidir. Suçluluğun geçici olduğunu bilmek, ilk haftalarda geri adım atmayı önler.

Aynı şekilde ebeveynin ilk tepkisinin de geçici olma ihtimali yüksektir. Kırgınlık, sitem ya da sessizlik ilk günlerde görülebilir. Bu tepkiyi sınırı kaldırma gerekçesi saymak yerine, geçiş dönemi olarak görmek daha gerçekçidir. Çoğu ilişkide birkaç ay içinde yeni düzen oturur ve gerilim, önceki durumdan daha düşük bir seviyeye iner.

Kardeşler ve eşler devreye girdiğinde

Sınır konusu nadiren iki kişi arasında kalır. Kardeşler farklı bir denge kurmuş olabilir ve sizin koyduğunuz sınırı gereksiz bulabilir. Eşiniz ise ailenizle ilişkisinde farklı bir konumda durur. Burada önemli olan, kendi kurduğunuz ilişkiyi başkasının ölçüsüne göre değerlendirmemektir. Eşinizle önceden ortak bir tutum belirlemek, ailede taraf arayışının önüne geçer.

Kardeşlerle yapılan konuşmalarda ise ikna etmeye çalışmak yerine bilgilendirmek yeterlidir. Herkesin ebeveyniyle ilişkisi farklıdır ve herkesin aynı sınırı koyması gerekmez. Farklılığı sorun değil, doğal bir durum olarak ele almak aile içi gerilimi düşürür.

Sınırın ilişkiye kazandırdıkları

İyi kurulmuş bir sınır, zamanla ilişkinin niteliğini değiştirir. Görüşmeler zorunluluk olmaktan çıkıp tercih haline gelir. Konuşulacak konular azalmaz, aksine gerilimli alanlar kapandığı için başka alanlar açılır. Ebeveyn ile yetişkin çocuk arasındaki ilişki, ancak iki yetişkin arasındaki bir ilişkiye dönüştüğünde uzun vadede sürdürülebilir olur ve bu dönüşümün en somut aracı açık, sade ve tutarlı sınırlardır.