İçeriğe geç
SD Medya 724

Yaşama kolaylık, gökyüzüne eğlenceli bakış

İlişkiler

İlişkilerde Aşırı Seçicilik: Çıta mı Yüksek, Liste mi Uzun?

Seçici olmak makul bir tercih ama uzun bir liste doğru kişiyi bulmayı kolaylaştırmaz. Yüksek çıta ile eleme makinesi arasındaki fark ve listeyi sadeleştirmenin yolu.

Derya Koral 4 dk okuma

Uzun süredir yalnız olan birine sebebi sorulduğunda sık duyulan bir cevap vardır: "Ben biraz seçiciyim." Bu cümle bazen doğru bir öz değerlendirmedir, bazen de yıllar içinde farkında olmadan kurulmuş bir savunma duvarının kibar ifadesidir. İkisini birbirinden ayırmak sanıldığından zordur.

Seçici olmak kötü bir şey değildir. Kimseyle olmaktansa doğru kişiyle olmayı beklemek makul bir tercihtir. Sorun, seçiciliğin ölçüsünde ve neye göre yapıldığında başlar. Bazı listeler insanı doğru kişiye götürür, bazıları ise hiç kimseye.

Yüksek Çıta ile Uzun Liste Farkı

Yüksek çıta, birkaç temel konuda taviz vermemek demektir: dürüstlük, saygı, uyumlu yaşam biçimi. Bunlar azdır ama belirleyicidir ve tanışmanın ilk aylarında zaten görünür hale gelir.

Uzun liste ise başka bir şeydir. Boy, meslek, hangi şehirden olduğu, hangi müziği dinlediği gibi onlarca maddeden oluşur. Her madde tek başına makul görünür ama hepsi bir araya geldiğinde ortaya matematiksel olarak neredeyse imkânsız bir profil çıkar. Yüksek çıta seçiciliktir; uzun liste eleme makinesidir.

Doğadaki Aşırı Uzmanlaşma Örneği

Aşırı seçiciliğin ne anlama geldiğini doğada görmek mümkündür. Bazı türler tek bir besin kaynağına bağımlı hale gelir ve o kaynak azaldığında hiçbir alternatifleri kalmaz. Neredeyse yalnızca okaliptüs yaprağıyla beslenen koala hakkında şaşırtıcı gerçekler bunun en bilinen örneğidir; bu uzmanlaşma ona belirli bir avantaj sağlar ama esneme payını da tamamen ortadan kaldırır.

İnsan ilişkilerinde de mantık benzerdir. Çok dar tanımlanmış bir profil, uyum ihtimalini artırmaz; sadece seçenek sayısını düşürür. Esneme payı bırakan kriterler, hem daha gerçekçi hem de uzun vadede daha dayanıklıdır.

Liste Neden Uzar?

Listelerin uzamasının en yaygın sebebi geçmiş deneyimlerdir. Her olumsuz deneyimin ardından listeye yeni bir madde eklenir: "Bir daha şu özellikte biriyle olmayayım."

Bu ekleme mantıklı görünür ama zamanla listeyi bir korku envanterine dönüştürür. Kişi artık ne istediğini değil, neyi istemediğini tarif eder hale gelir. Olumsuzlardan kurulmuş bir liste, kimin doğru olduğunu göstermez; sadece herkesi eler.

Seçicilik mi, Kaçınma mı?

Ayrımı yapmanın birkaç pratik göstergesi vardır. Eğer eleme, tanışmadan önce ve çok küçük ayrıntılar üzerinden yapılıyorsa; bir kişi hakkında olumlu birçok şey olmasına rağmen tek bir madde yüzünden vazgeçiliyorsa; ya da ilişki yakınlaştığı anda yeni bir kusur bulunuyorsa, ortada seçicilikten çok kaçınma vardır.

Kaçınmanın altında genellikle yakınlaşma kaygısı bulunur. Kimseyle olmamak, reddedilmemenin en garantili yoludur. Bu strateji güvenlidir ama bedeli yalnızlıktır ve bu bedel çoğu zaman fark edilmez, çünkü seçicilik daha saygın bir açıklamadır.

Bitmeyen Seçenek Yanılgısı

Seçeneğin bol olduğu ortamlarda karar vermek zorlaşır. Her seçim, seçilmeyenlerin kaybı gibi hissedilir. Bu yüzden bir kişiyle tanışırken bile daha iyisinin bulunabileceği düşüncesi arkada durur.

Sonuç, hiçbir seçeneğin yeterince değerlendirilmemesidir. Bir kişiyi tanımak zaman ister ve ilk izlenimler çoğu zaman yanıltıcıdır. Sürekli yeni seçeneğe geçen biri, hiç kimseyi ilk izlenimden öteye taşımamış olur.

Değişebilen ve Değişmeyen Özellikler

Listeyi sadeleştirmenin en işe yarar yöntemi, maddeleri iki gruba ayırmaktır. Değişebilen özellikler: alışkanlıklar, ilgi alanları, dış görünüşe dair ayrıntılar, hatta bazı hedefler. Değişmeyen özellikler: temel değerler, hayata bakış, insanlara davranış biçimi.

Taviz verilmemesi gereken şeyler ikinci gruptadır. Birinci gruptaki maddeler üzerinden yapılan elemeler ise genellikle uzun vadede anlamsızlaşır. Çoğu insan yıllar sonra, bir zamanlar önemli sandığı kriterlerin ne kadar yüzeysel olduğunu fark eder.

Uyum Aranmaz, Kurulur

Yaygın bir varsayım, doğru kişiyle her şeyin kendiliğinden akacağıdır. İlk aylarda genellikle böyledir; ancak uzun vadeli uyum, baştan var olan bir özellik değil zamanla kurulan bir şeydir.

Bu yüzden "her konuda anlaşabileceğim biri" aramak gerçekçi değildir. Daha isabetli olan soru şudur: anlaşamadığımızda bu kişiyle nasıl bir konuşma yapabiliyoruz? Uyumun asıl göstergesi benzerlik değil, farklılığın nasıl yönetildiğidir.

Listeyi Kısaltmak Standardı Düşürmek Değildir

Listeyi sadeleştirmek, herkese razı olmak anlamına gelmez. Aksine, gerçekten önemli olan az sayıda maddeyi netleştirdiğinizde taviz vermek de zorlaşır.

Üç ya da dört temel kriter belirlemek çoğu zaman yeterlidir. Bu kriterler dışındaki her şey pazarlık alanıdır. Kısa ve net bir listeyle ilerleyen kişi, hem daha çok insanla tanışır hem de doğru olmayanı çok daha hızlı fark eder.

Kendine de Aynı Soruyu Sormak

Aşırı seçicilik konusunda en az sorulan soru şudur: aradığım özelliklere sahip biri, benimle olmak ister mi? Bu soru caydırıcı değil, dengeleyicidir.

İlişki bir seçme sınavı değildir; karşılıklı bir tercihtir. Karşı tarafın da bir listesi vardır ve o listede de kusursuz olmayan bir insan yer alır. Seçici olmak, kusursuz birini aramak değil; kusurlarıyla birlikte yanında rahat edeceğiniz kişiyi tanıyabilmektir.