Hafta Sonu Neden Çabuk Biter? İki Günü Uzatmanın Yolları
Aynı kırk sekiz saat kimi hafta uzun, kimi hafta bir çırpıda geçer. Hafta sonunu daha dolu yaşamanın yolu günü doldurmaktan değil, açıkta kalan zamanın nereye aktığını görmekten geçer.
Derya Koral 4 dk okuma
Cuma akşamı başlarken iki tam gün bir bütün gibi görünür. Pazar akşamı ise geriye kalanı hatırlamak zorlaşır. Aynı kırk sekiz saat kimi hafta uzun, kimi hafta bir çırpıda biter. Buradaki fark saatlerin sayısında değil, o saatlerin nasıl doldurulduğunda ve zihnin onları nasıl kaydettiğindedir. Hafta sonunu daha dolu yaşamak, günü tıka basa doldurmakla değil, açıkta kalan zamanın nereye aktığını görmekle başlar.
Zamanın Hızlı Akmasının Basit Nedeni
Bir günün geriye dönüp bakıldığında uzun görünmesi, o gün içinde birbirinden ayırt edilebilir kaç sahne yaşandığıyla ilgilidir. Birbirine benzeyen, hiçbir iz bırakmayan saatler hafızada tek bir blok halinde toplanır ve kısa hissettirir. Farklı bir mekân, farklı bir uğraş, alışılmadık bir yemek ya da uzun süredir görülmeyen biriyle geçen bir saat, aynı süreyi hatırlanabilir kılar. Çeşitlilik, süreyi uzatmanın en ucuz yoludur.
Hafta içi çoğu insanın günü zaten belirlenmiştir. İş, yol, ev, uyku sırası kendiliğinden döner. Hafta sonu bu iskelet ortadan kalkınca serbest kalan saatler kolayca eriyip gider. Çünkü boş bırakılan alan, en az direnç gösteren şeyle dolar. Ne yapılacağına önceden karar verilmemiş bir sabah, çoğu zaman evin içinde amaçsızca dolanarak geçer ve akşam olduğunda geriye anlatılacak bir şey kalmaz.
İki Günü Aynı Kalıba Sokmamak
Hafta sonunun iki gününe aynı görevi yüklemek yaygın bir hatadır. Her iki günü de temizliğe, alışverişe ve birikmiş işlere ayıran biri, pazartesiye dinlenmemiş girer. Her iki günü de tamamen serbest bırakan biri ise hafta içine birikmiş işlerle başlar. Daha dengeli olan yol, günlerden birine evin ve hayatın bakımıyla ilgili işleri toplamak, diğerini büyük ölçüde açık bırakmaktır. Böylece hem borç kapanır hem nefes alınır.
Bu ayrımın işe yaraması için işlerin gerçekten bitmesi gerekir. Küçük bir liste yapmak, listedeki maddeleri gözle görülür şekilde işaretlemek ve o gün için başka bir şey eklememek yeterlidir. Bitmemiş işler zihinde açık bir sekme gibi durur; asıl yorgunluğu yaratan da budur. Bir günü sonuna kadar götürüp kapatmak, ertesi günün gerçekten serbest hissettirmesini sağlar.
Sabahın İlk Saatlerini Geri Kazanmak
Hafta sonunun en çok kaybedilen bölümü sabahtır. Geç uyanmak dinlendirici gibi görünse de günün ilk yarısını silip atar. Uyanma saatini hafta içine göre bir ya da iki saat geriye almak, uykuyu bozmadan güne birkaç saat ekler. O saatler kalabalıksız ve sessizdir; dışarıda yürümek, kahvaltıyı acele etmeden hazırlamak ya da uzun süredir başlanamayan bir işe oturmak için hafta içinde bulunamayacak kadar uygundur.
Geç uyanmanın asıl sebebi çoğu zaman geç yatmaktır. Cuma ve cumartesi geceleri uzadıkça hafta sonu sabahları kısalır. Gece geç saatlerde yapılanların çoğu, aynı şey ertesi sabah yapıldığında daha keyifli olur. Yatma saatini birkaç saat öne çekmek, hafta sonunu uzatmanın en somut yoludur ve pazartesiye geçişi de yumuşatır.
Boş Kalan Saatleri Önceden Sahiplendirmek
Serbest zamanı korumanın yolu ona bir isim vermektir. "Cumartesi öğleden sonra sahilde yürüyüş" gibi somut bir cümle, aynı saati "boş" olarak bırakmaktan çok daha güçlüdür. İsimlendirilmemiş zaman, başkalarının planları ve ev içindeki küçük işler tarafından kolayca işgal edilir. Buradaki amaç günü dakika dakika kurgulamak değil, birkaç sabit nokta koyup aralarını serbest bırakmaktır.
Bu sabit noktaların bir kısmının evin dışında olması işe yarar. Aynı duvarların arasında geçen bir gün, ne kadar keyifli geçerse geçsin hafızada ev günü olarak kalır. Kısa bir yürüyüş, bir semt pazarı, bir park ya da daha önce hiç girilmemiş bir sokak bile günü ikiye böler ve ikinci yarısını ayrı bir şey haline getirir.
Küçük Aralıkları Fark Etmek
Hafta sonu yalnızca büyük planlardan ibaret değildir. Çayın demlenmesini beklerken, çamaşır dönerken ya da biri hazırlanırken açığa çıkan on beş yirmi dakikalık aralıklar toplandığında ciddi bir zaman tutar. Bu aralıklar uzun bir işe yetmez ama başlanmış bir kitabın birkaç sayfasına, kısa bir telefon konuşmasına, balkondaki bitkilerin bakımına ya da sadece oturup hiçbir şey yapmamaya yeter. Farkına varıldığında hafta sonu birdenbire genişler.
Bu aralıkların hepsini verimli bir şeyle doldurmak zorunlu değildir. Aksine bir kısmının boş kalması, günün geri kalanını taşıyabilmek için gereklidir. Buradaki mesele aralığı doldurmak değil, onun var olduğunu görmektir; çünkü fark edilmeyen zaman kendiliğinden en alışıldık şeye akar.
Pazar Akşamının Ağırlığı
Pek çok insan için hafta sonu aslında pazar öğleden sonra biter. Ertesi güne dair düşünceler devreye girer ve kalan saatler tadını kaybeder. Bunu hafifletmenin yolu, pazartesiye ait birkaç küçük hazırlığı pazar akşamına değil cumartesiye taşımaktır. Çantanın hazır olması, kıyafetin belli olması ya da ilk işin ne olduğunun yazılı durması, pazar akşamını serbest bırakır.
Bir de hafta sonunu kapatan küçük bir alışkanlık kurmak işe yarar. Uzun bir duş, tanıdık bir yemek, kısa bir yürüyüş ya da haftanın geriye kalanını birkaç cümleyle not etmek olabilir. Bitişin belirgin olması, iki günün bir yere aktığı hissini azaltır.
Sonuç Olarak
Hafta sonunun kısa gelmesi bir zaman sorunu değil, bir dikkat sorunudur. Aynı iki gün, birkaç sabit nokta, erken bir sabah ve kapanmış birkaç iş sayesinde çok daha uzun hissettirir. Amaç her saati doldurmak değil, saatlerin nereye gittiğini bilmektir. Bunu bilen biri, pazar akşamı geriye baktığında iki günün hesabını verebilir ve haftaya girerken gerçekten dinlenmiş olur.